15 Ocak 2010 Cuma

BEL VE SIRT AĞILARI NASIL TEDAVİ EDİLİR

Bel Ağrıları, Sırt Ağrıları Nasıl Engellenir, Bel ve Sırt Ağrıları TedavisiUzun süre sabit biçimde ayakta duruşlar, özellik­le sırtımız hafifçe önce eğikse, bir sürü bel; ağrıları­na ve onların şiddetlenmesine neden olur. Ütüleme, bulaşık yıkama, yemek pişirme, resim masasının üze­rine eğilme ve portre boyama gibi eylemler bu pozis­yonlara güzel örneklerdir. Altın kadar önemli olan ku­ral, elden geldiğince bu vaziyette az kalmaktır. Sık sık pozisyon değiştirip, ara sıra oturmak ve gezinmek ge­rek. Omurga devingenliği ve hareketin, yukarda be­lirtilen görev ve işlere, sık sık ara vermesine neden olması gerekir. Uykudan uyanan köpek veya kedi, yat­tığı yerden kalkmadan önce gerilir ve sırtını uzatır!Bel ağrılarını şiddetlendiren başka yaygın sebep­ler de vardır. Bunlardan biri, sırtımız eğik vaziyette ağır yükler kaldırmaktır. Örneğin, yüklü bavulları kal­dırırken, insan en iyisi dizinin üzerine çömelmeli. Bu durumda omurga dik kalır, hareket omurga yerine, kalçalarda ve dizlerde olur. Ağrılara neden olan şey­lerden bir başkası da, yatakları yaparken, alçak çek­meceleri, dolapları vs. temizlerken uzun süre belimiz eğik durmamızdır. Kamburlaşıp bu hareketleri yap­mak yerine, bunların mümkünse, diz üzerine çökerek veya oturmuş vaziyette yapılması tavsiye edilir. Ani burkulma, fırlatma ve çekme hareketleri de bel ağrı­larına neden olur veya onları şiddetlendirebilir. Her insan böyle bir olayla karşılaştığında, ağrılardan kurtulmak için kendine özgü teknik geliştirir.Uyuma şekliniz de önemlidir. Mümkün olduğu ka­dar rahat olmalıdır. Aşırı derecede dik yatarak ceza çekmeye gerek yok. Işık ve ses de göz önünde bulun­durulacak diğer unsurlardır. Bunlar uykuya yeni dal­mış çoğu bel ağrılı hastaları uyandırır. Böyle durum­larda, odaları ışıktan korumak için perdeler, gecele­ri uçakla seyahat eden yolcuların gözlerine taktığı si­perler işe yarayabilir. Uygun kulak tıkaçları,sese kar­şı hassas hastaların bütün gece boyunca sükûnetle uyumalarına yardımcı olur.Bel ve sırt ağrısı tedavisiBel ağrılarının tedavisi için aşağıda belirtilen şu altı önlemi almak gerek:1—Hareketsizlik, dinlenme, ağrı kesici ilaçlar, müsekkinler.2—Fizik tedavisi, hafif hareketler, kasları çalıştır­ma, sıcaklık, boyuna ve arka tarafa konan destekler, çekme.3—Daha etkin fizik tedavi ve daha etkin jimnas­tik, çalıştırma (elleri ve kolları.)4—Endişe ve depresyonun tedavisi, (genel kuv­vetli ölçüler.)5—Omurgaya ve ağrıyan noktalara enjeksiyon, akupunktur.6—Ameliyat.Bel, Boyun ve Sırt Ağrısı için Fizik tedavi Mutlaka yatakta dinlenmesi gereken hastalar için bile, kan dolaşımını sağlamak ve bacak damarların­daki pıhtılaşmayı (tromboz) önlemek için, işin başın­dan başlayarak basit bacak ve ayak hareketleri yapıl­ması gerekir. Ancak çok ağır akut belirtiler (semptom) diner dinmez, çok daha fazla aktif kas hareketleri tek­rar başlatılmalıdır. Ancak çok yüksek derecede ya­pılan hareketler, birdenbire ağrıları şiddetlendirebilir ve kas spazmı meydana getirebilir.Hastanın aile efradı ve arkadaşları tarafından tat­bik edilen evdeki fizik tedavi, aslında omurganın ve bacakların hafif, atıl hareketleridir. Bir müddet son­ra daha aktif hareketler öngörülür. Bilahare hastanın kendisi kaslarını oynatır ve beliyle bacaklarını hafif­çe hareket ettirir. Normale dönüş programı aşamalı olmalı ve hastanın, bu tür artan kas hareketlerine ve­receği cevaba göre ayarlanmalıdır. Çünkü birdenbi­re yapılan çok kuvvetli hareketler belirtilen (semptom­ların) tekrarlanmasına neden olur. Sıcaklık bir bakı­ma hastaların çoğuna iyi gelir, ama ağır vakalar için yatak istirahatlerinin başlangıç aşamasında hastanın banyoya gitmesi, olanaksızdır. Fizik tedavi çok daha karmaşıktır. Tedavinin temeli hep aynı şeylere daya­nır: İstirahat, hareket ve sıcaklık. Masaj ise artık es­kisi gibi revaçta değil. Şimdi hastaya, hareketleri ve eski durumuna dönmesi için gerekli şeyleri bizzat kendisinin yapması ve başkasına bağımlı olmaması tavsiye ediliyor.Bel ve Sırt Ağrılarında SıcaklıkBazı sıcaklık dereceleri, romatizmanın birçok çe­şitlerinin ağrılarını artırır. Oysa sıcak banyo ve duş, ağrıyan bölgeye tatbik edilen sıcak suyla doldurul­muş şişeler veya elektrikli yastıklar, hatta sıcak yünlü sargılar, keskin bel ağrılarının çoğunluğuna iyi gelir. Sıcak buharlı yastıklar bel ve sırta konarak, çoğu kez faydalı olurlar. Çeşitli ovmalar, kremler, merhemler veya sıvı ilaçların kullanılması, vücudun reaksiyonu üzerinde gösterecekleri etkiye bağlıdır. Çünkü bu maddelerin tatbiki, kırmızılığa ve kan dolaşımının art­masına neden olacağından, o bölgede sıcaklık ken­diliğinden artar. Ancak çok dikkatli olmalısınız! Çok kuvveli yapıldıklarında, sıcaklığa neden olan bu usul­ler, şiddetli tahrişlere, o bölgede yakıcı ağrılara, hatta kabartmalara bile neden olabilir. Sık sık uygulanan sıcak sulu şişelerin sebep olduğu, belin alt kısmın­daki mor benekler, insana bazen hastanın kronik bel ağrısı çektiğini kuvvetle tahmin ettirebilir.Kuşaklar ve kemerlerHastalardan bir kısmı yardımcı nitelik taşıyan des­teklere ihtiyaç duyarlar. Hafif bel ağrıları durumun­da, bele sarılan veya bağlanan kuşak ve kemerlerden, boyuna takılan kemerlerden büyük çapta faydalanır­lar. Soğuğa karşı duyarlı olan bazı hastalar karın ve sırta sarılan, sıcak yünlü sargılardan aynı oranda ya­rarlanırlar. Aslında insanlardan çoğu kuşak ve kemer­den rahatsız olurlar ve böyle destekleri kullanmamayı tercih ederler. Sıcak ülkelerde, kemer taşımak sıca­ğı daha da artırdığından bu tür destekler tercih edil­mez. Mümkünse, kuşak ve kemerlerden kaçınmak daha iyidir. Aslında kasların gücünü, bir desteğin için­de dinlendirmekten ziyade, onları hafif egzersizlerle çalıştırarak artırmak daha doğru olur. Ancak hasta­ya uyuyorsa ve uygun yapılmışsa, kuşakların ve ke­merlerin birçok hastaya da yararlı olduğu inkâr edilemez.Burada, belkemiğine yardımcı olan başka bir des­tekten de söz etmek gerekir: Alçıdan yapılmış kalıp­lar. Vücut, bunların içinde tamamen hareketsiz bir durumda kalır. Bu durum, omurgayı tamamen dinlen­dirir. Bazen hastanın belkemiğini tam biristirahatte tutmak için izlenecek yegâne yoldur. Alçı kalıpları bi­raz ağır ve sıcak olup rahat değildirler.EnjeksiyonOmurga yapıları, kas veya yumuşak dokuların has­sas ve ağrıyan noktalarına enjeksiyon (iğne) yapılması çoğu kez çok yararlı olabilir. Bazen ağrının kaynak­landığı, dokununca ağrıyan kritik bir bölge varsa; bu bölgeye lokal anestezik, hidrokortizonlu veya başka bir uygun kortikosteroidli enjeksiyonun yapılması iş­leri büyük ölçüde kolaylaştırır. Başka tedavi metot­larıyla iyileşmeyen sürekli bel ağrıları için, genellikle anestezi ve romatizma uzmanları tarafından vurulmak kaydıyla, epi-veya extra-dural nitelikteki enjeksiyon­lar, doğrudan doğruya omurganın derinliğine göre ya­pılabilir. Bunlar çoğu kez yararlı olur. Bazı enzimlerin, doğrudan doğruya kaymış diskin kendisine enjekte edildiği de söylenebilir.AkupunkturAkupunktur, sırt ve bel ağrılarını, vücudun çeşit­li belli kısımlarına iğneler sokarak yapılan, Uzakdo­ğu kökenli eski bir tedavi yöntemidir. Sırt ve bel ağrılarını dindirebilir, ama sürekli değil, genellikle bir süre için. Çoğu kez, fizik tedavisinin diğer yolları gi­bi, ağrıları birkaç saat, bir iki gün süreyle geçirebilir.

DİTABET HASTALARINDA BAĞIŞIKLIK

Diyabetlilerde BağışıklıkGenel inanışın aksine diabetik çocuklar, düzenli olarak aşılanmalıdır. Aşıların önemini gösterecek daha başka kanıt, gereksizdir. Enfeksiyon hastalıklarının diabetlilerde daha sık görüldüğü, bütün araştırmacıların ortak görüşüdür. Ayrıca viral hastalıkların hemen hiçbirinin spesifik tedavisi yoktur ve bu hastalıklar, diabetli çocuk açısından gerçek birer tehlike oluşturur. Son olarak da diabetin varlığı, bazı bulaşıcı hastalıkların tedavisinde zorluk yaratabilir.Aşılanan diabetlilerde yapılan çalışmalar, bu kimselerdeki immünkompetansın normal kimselerdekinden farksız olduğunu göstermiş ve edinsel aktif bağışıklığın elde edilmesi bakımından önemli, sistematik bir başarısızlıkla karşılaşılmamıştır.Günümüzde bütün diabet uzmanları, hastalığın gereken şekilde kontrol altında bulunması ve genel sağlık durumunun iyi, günlük glikozürinin minimal düzeyde, diürezin normal olması ve ketonürinin bulunmaması koşuluyla; diabetli çocuklarda aşılanmanın yapılması gerektiği görüşünü paylaşmaktadır.Fransa'da PUECH ve HAZARD64 ile İngiltere'de VVATKINS9, influenza epidemileri sırasında hipoglisemik komplikasyonlara sık rastlandığına dikkati çekmişler ve bu tür komplikasyonların önüne geçilebilmesi için bütün diabetiklerin, sonbahardan daha geçe kalmamak üzere influenzaya karşı aşılanması gerektiğini bildirmişlerdir.Pnömatik enfeksiyonları kontrol altında tutulan diabetlilerde sağlıklı kimselerdekinden daha sık görülmemektedir.WHITEHOUSE10 pnömokok enfeksiyonların diabetlilerde ender görüldüğünü bildirirken VVINTERBAUM11, diabetlilerde pnömokok enfeksiyonlarına, normal popülasyondakinden iki buçuk kât daha fazla rastlandığını ileri sürmektedir.Pnömokok enfeksiyonlarının keto-asidozu olsun/olmasın bütün diabetlilerdeki ölüm tehlikesini artırdığı, açıkça bilinmektedir. Bu tehlike AUSTRIAN1 tarafından % 17, MUFSON5 tarafından % 42 olarak bildirilmiştir. Bu iki yayında pnömokok enfeksiyonu gelişen toplam 33 hastadan on birinin öldüğü bildirilmiştir.AUSTRIAN1, MUFSON5, FRIEDMAN3 ve BEAN2 tarafından yapılan çalışmalar, aşılanmanın tamamen zararsız olduğunu ve kontrollerdekıne yakın serokonversiyon sağladığını göstermektedir.

BÖBREK HASTALARI VE BAĞIŞIKLIK

Böbrek hastalıkları ve BağışıklıkAşıların gittikçe tam bir şekilde saflaştırılması ve tifoid-paratifoid aşısından vazgeçilmesi nedeniyle bağışıklama sonrası nefropati tıp yayınlarında artık hiç gözükmemektedir.Proteinürisi olan bir çocukta hiç aşı yapılmaması şeklindeki kural, aşı-sonrası böbrek sorunlarıyla ilgili bilgilerimizden değil de, aşıya karşı toleransın düşük olabileceğinden kaygı duyan doktorların aşırı titizliğinden kaynaklanır.1. Aşılanma sonrası böbrek komplikasyonlarıBöbreğin aşılanmaya karşı gösterdiği reaksiyonlar üzerinde ilk olarak, 1916'da NOBECOURTve PEYRE tarafından durulmuştur.10 O zamandan bu yana TAB, DT-TAB, çiçek ve difteri aşılarıyla bağlantı kurulan 171 nefropati vakası derledik.Bu komplikasyonlarda klinik semptom olarak genellikle geçici, bazen aralıklı veya devamlı basit proteinüri veya uygulamayı izleyen birkaç saat içerisinde ortaya çıkan akut hematürik nefrit ya da çok daha ender olarak geçici anüri ya da nefrotik sendrom görüldü.Böbrek hastalıkları, bağışıklama açısından sistematik bir kontrendikasyon sayılamaz.TAB aşısı dışında kalan bağışıklama girişimlerinin önceden mevcut böbrek hastalığının şiddet kazanmasına yol açtığını gösteren hiçbir kanıt yoktur.Böbrek hastalarında aşılanmaBağışıklama sırasında proteinüri keşfedilirse bu çok zaman büyük kaygı yaratır. Nefropatiye eğilimli bir kimsede aşı reaksiyonundan korkulması çok zaman, gerekliliği tartışılabilecek bir karara varılarak bağışıklamadan vazgeçilmesine neden olur.Böbrek hastalığı olan ve aşı uygulanan çocuklardaki spesifik bulguların analizi, henüz oldukça yetersizdir. Bu nedenle aşıların izole, aralıklı veya devamlı proteinürisi veya kronik nefropatisi olan hastalardaki etkinlik ve güvenilirliğin daha fazla araştırılması gerekmektedir.İzole proteinüri ile karşılaşıldığında önce, bunun patolojik olduğu (yani 24 saatte idrara çıkan protein miktarının 50 miligramı aştığı) kesin belirlenmelidir. Ayrıca proteinürinin izole, kalıcı ya da aralıklı olduğunu ortaya çıkaracak böbrek tetkiklerinin yapılması önerilir. Aralıklı proteinüri, temelde ortostatiktir. Bu, büyük çocuklarda ve adolesans çağındakilerde daha sık görülür ve ortostatizm testi pozitiftir.Ortostatik proteinüride birçok araştırmacı, böbrek fonksiyonu incelendikten sonra zorunlu aşılamanın eksiksiz yapılması gerektiği görüşündedir. Şüpheli bir durumda böbrek fonksiyonunun her aşı enjeksiyonundan önce ve sonra ölçülmesi gibi ek bir güvenlik önlemine daha başvurulabilir.İzole ve kalıcı olan, postüral nitelik taşımayan proteinüride görüşler farklıdır: THEROND15 bağışıklamanm parçalı dozlar şeklinde yapılmasını; LENGRANIN3 ve PRUNIER13 ise hiç yapılmamasını önermektedir.Paris'teki Höpital des Enfants Malades'dan Pierre MAROTEAUX, kalıcı, izole proteinürileri olan çocuklarda şu protokole uyulduğu takdirde, böbrek fonksiyonunun bağışıklama sonrası hiç değişmediğini bulmuştur:Difteri-tetanoz karma aşısında ikişer hafta arayla subkütan enjeksiyon olarak:1. Bir yarım doz2. Bir tam doz3. Bir tam doz4. Bir tam dozHer enjeksiyonu izleyen onuncu günde 24 saatlik proteinüri ölçülmesi dahil idrar testi ve Addis sayımı yapılmalıdır; son dozdan 30 gün sonra tekrar idrar testi yapılması gerekir.Oral poliomiyelit aşısı ve BCG, herhangi bir özel kontrol uygulanmaksızın yapılır.Fransız yasaları, tipi ve şiddet derecesi ne olursa olsun gerçek kronik nefropatide her türlü aşıyı kontrendıke kabul etmektedir.Ancak bilgilerimiz, mevcut bir böbrek hastalığının aşılanma sonrası kötüleştiğini, istatistik anlam taşıyacak şekilde gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığı şeklindedir.1966'da HAMBURGER ve arkadaşları5 glomerüler nefropatinin, her çeşit aşı bakımından kontrendikasyon yarattığını ve aşılanmanın, hastalığın daha hızla seyretmesine neden olacağını düşünmüşlerdir. Ancak bu araştırmacılar aradan 10 yıl geçtikten sonra kontrendikasyon sınırını, yalnızca aktif dönemdeki lipoid nefroz vakalarını kapsayacak şekilde daraltmışlardır.Kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda ve büyüklerdeki aşılanmayla ilgili yayınlar MAROTEAUX 12, JACÛUOT ve arkadaşları6 ve GIUDICELLI ve arkadaşları3 tarafından yapılmıştır.İnfluenza aşısı, kronik böbrek hastalığı vakalarındaki klinik veya biyolojik semptomların ağırlaşmasına veya nüksetmesine neden olmamaktadır.SHET ve arkadaşları14, PABICO ve arkadaşları 12, ORTBALS ve arkadaşları 11, böbrek hastalarındaki influenza enfeksiyonunun çok ağır seyrettiğine dikkati çekmişlerdir. Gerçi immünsüpressif tedavi gören bir grup hastada influenza aşısından sonra elde edilen serolojik sonuçlar, kontrol grubundaki kadar tatmin edici olmamış, ancak influenza'ya karşı yine de yeterli korunma sağlamıştır.MAROTEAUX 12, kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda remisyon dönemlerinde şöyle bir protokol uygulanmasını önermektedir:İkişer haftalık aralarla yapılacak enjeksiyonlar:1. % 10'a seyreltilmiş aşının onda biri, intradermal olarak 2 % 10'a seyreltilmiş bir doz subkütan olarak3. Aşı dozunun dörtte biri, subkütan olarak4. Bir normal dozun tamamı, subkütan olarak5. Bir normal dozun tamamı, subkütan olarak6. Bir normal dozun tamamı, subkütan olarakDifteri ve tetanoz bağışık/amaları ayrı ayrı yapılmış ve önce tetanoz, daha sonra da difteri aşısı uygulanmıştır. Difteriye karşı önceden bağışıklanmış çocukların tekrar aşılanmaması için, rutin olarak Schick testi yapılmıştır.Her enjeksiyondan 10 gün sonra bir kontrol muayenesi yapılarak 24 saatlik idrara, çıkarılan protein miktarı ölçülmüş ve Addis sayımı yapılmıştır, idrardaki protein miktarının 10 yaşından büyük çocuklarda 0.10 gram/litre, 10 yaşından küçük çocuklarda 0.05 gram/litre bulunması; dakikadaki eritrosit akışının artması ve 5000'e ulaşması, aşılanma işlemine son verilme nedenleridir.BCG ve oral poliomiyelit aşıları bakımından normal protokoller kullanılmıştır. Poliomiyelit aşısında, her uygulamadan 20 gün sonra 24 saatlik idrara çıkan protein miktarı ölçülmüş veAddis sayımı yapılmıştır.Bu çalışmaların sonuçlarına göre proteinürisi olan hastalarda veya remisyondaki bazı kronik böbrek hastalığı vakalarında aşılanmadan sakınılması gereksizdir. Dikkatle uygulandıkları takdirde bazı aşılar, renal sisteme zarar vermez.İzole, aralıklı veya devamlı proteinürisi olan kimselerde BCG aşısıyla tetanoz, difteri, poliomiyelit, kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşıları, anamnezinde hiçbir böbrek sorunu olmayaniardaki kadar iyi tolere edilebilmektedir. Böbrek açısından zararlı olan aşı, yalnızca tifo-paratifo aşısıdır ve böbrek hastalığı olan kimselerde kesinlikle yapılmamalıdır.Dahası aşılar, elimizdeki az sayıda bilgiye göre, remisyondaki kronik böbrek hastalığı vakalarında da iyi tolere edilmektedir. Ancak bu vakalarda böbrek fonksiyonu, herhangi bir bağışıklama öncesinde ve sonrasında kontrol edilmelidir. Ayrıca bir dozun tamamı uygulanmadan önce azaltılmış dozlar uygulanarak, kişinin aşıya toleransı test edilmelidir.

BEBEK VE ÇOCUKLARDA AĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Bebeklerde ve Çocuklarda Bağışıklık SistemiDaha önce de gördüğümüz gibi anneden pasif olarak alınan ve varlıklarını yaşamın ilk yılı boyunca devam ettiren antikorlar, bebe­ğin belirli virüs veya bakteri hastalıklarına karşı korunmasında baş­lıca rolü üstlenir. Buna karşılık yine bu maternal antikorlar, çocuk 1 yaşına girmeden önce yapılacak kızamık, kızamıkçık veya kabaku­lak aşılarının gerekli bağışıklığı sağlamasını engelleyebilir.Bağışıklama konusunda hergün yeni ufuklar açılmaktadır. An­cak çocukların veya büyüklerin olası bütün enfeksiyon hastalıklarına karşı aşılanması ideal olsa bile, henüz elimizde bulunan bir ola­nak değildir.Eğer çocuklar gereken şekilde korunabilecekse, bunun sırası, zamanı ve birlikte yapılacak aşılar belirlenmelidir. Burada amaç ço­cukların mümkün olduğunca erken yaştan itibaren, eldeki en etkili ve en basit olanaklarla nasıl korunabileceğinin saptanması olmalı­dır.Etkili bir bağışıklık için, temel aşıların doğru ve eksiksiz yapıl­ması şarttır. Dozlar, enjeksiyon sayıları, bunların arasındaki süre­ler, ilk ve daha sonraki rapeller gerektiği şekilde uygulanmalıdır.Enjeksiyonlar arasındaki ideal teorik sürenin 1 ay olduğu hatırlanmalıdır. Pratikte ise bir aylık süre antikorların gereken şekilde meydana gelmesi açısından uygundur, ancak enjeksiyon­ların zamanlamasında yapılacak herhangi bir değişiklik, bağışıklamanın başarısızlıkla sonuçlanacağı ve bütün aşılara yeniden başlanması gerektiği anlamına gelmez.Bağışıklama sonrasındaki antikor titrasyonları, enjeksiyonlar arasındaki sürelerin uzatılmasının, enjeksiyon sayısında veya bağışıklama programında herhangi bir değişikliğe gerek olmadığını göstermiştir.Gerçekten de birinci ve ikinci enjeksiyon arasındaki sürenin 3, ikinci ve üçüncü enjeksiyon arasındaki sürenin ise 6 aya uzatılabileceği; kontrollü çalışmalarda gösterilmiştir. Bu, rapel dozları için de geçerlidir ve daha önce de söylendiği gibi rapel, bağışıklama programının tamamlayıcısı değil, temel bir bölümüdür ve üçüncü enjeksiyondan 6-24 ay sonra yapılmalıdır. Daha son raki rapeller çocukluk döneminde her 5-7, erişkinlerde ise her 10 yılda bir tekrarlanır.Enjeksiyonun yapılması geciktiğinde bağışıklama programına yeniden başlanmasına ve inokülasyonların tekrarlanmasına gerek yoktur. Programa yalnızca, ara verildiği yerden devam edilmeli ve bağışıklık, kişinin yaşına göre gereken sayıda en­jeksiyonlar yapılarak tamamlanmalıdır

TANSİYON YÜKSELMESİNE BAĞLI BAŞ AĞRISI

Kan damarlarda belirli bir basınçla akar. Bu basınç kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte belirli sınırlar içerisindedir. Damar içindeki kan basıncının belirli bir düzeyin üzerine çıkması hipertansiyon olarak değerlendirilir.Hipertansiyon vücuttaki tüm damar sisteminde, bu arada kapalı bir kutu olan beyin içinde de basıncın yükselmesine neden olur.Kafa içindeki kan basıncının artması baş ağrısı olarak ortaya çıkar. Zaman zaman çok şiddetlenebilen, zonklama tarzında şiddetli baş ağrıları görülür. Özellikle hipertansiyon tanısı daha önce konulmuş ve bu konuda tedavi görmekte olan hastaların ani olarak başlayan çok şiddetli baş ağrıları konusun­da uyanık olmaları ve vakit kaybetmeden hekime başvurmaları gerekir. Hiçbir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan şiddetli baş ağrıları uyarıcı olmalıdır. Tansiyona bağlı baş ağrılarında zaman geçirmeden tansiyonun düşürülmesi için gerekli önlemlerin alınması şarttır. Bu önlemler alınmadığı taktirde basınç kan damarlarının duvarını parçalar ve beyin kanaması meydana gelebilir. Hipertansiyona bağlı baş ağrısından korunmak için, eğer daha önceden tanısı koyulmuş hipertansiyon mevcutsa, hekimin vermiş olduğu tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmak, doktor tavsiyesi olmadan ilaçları bırakmamak, dozunu değiştirmemek ve ilaç değişikliği yapmamak gerekir. İlaç kullanımı kadar ve hatta ondan daha önemli nokta ise doktor ya da diyetisyen tarafından önerilen tansiyonun yükselmesini önleyici diyete uyulmasıdır.

BAŞ AĞRILARI, BAŞ ARISI NEDİR


Baş Ağrıları, Başağrısı NedirBaş ağrısı tüm insanların zaman zaman karşılaştığı bir sorundur. Yaşamı boyun­ca çeşitli dönemlerde baş ağrısından yakınmayan insan yoktur. Günlük hayat­taki streslerden soğuk algınlığına, kansızlıktan yüksek tansiyona varıncaya dek pek çok etken baş ağrısına neden olabilir.Baş ağrılarını iki şekilde değerlendirmek gerekir. Birincisi çeşitli hastalıkların bulgusu olarak baş ağrısı, ikincisi ise başlı başına bir hastalık olarak baş ağrısı. Birinci gruptaki baş ağrıları akut ağrı denilen ani olarak ortaya çıkan ağrılardır. Bu baş ağrıları altta yatan bir başka hastalığın belirtisidir. Genellikle gözlerden, kulak, burun, boğaz hastalıklarından, dişlerden kaynaklanan rahatsızlıklar bu ağrılara yol açabilirler. Genellikle bu tür baş ağrılarının teşhis ve tedavisi daha kolaydır.Ancak baş ağrısı kafa içerisinde yer kaplayan tümör, beyin kanaması gibi organik bir hastalığın belirtisi de olabilir. Bu nedenle önceden bu tür şikayeti olmayan kişilerde gelişen akut baş ağrılarının tanısında çok dikkatli olun­malıdır. Bunlardan başka, ani başlayan baş ağrıları yüksek tansiyon, çeşitli hormonal hastalıklar ve sinir sisteminden ya da diğer sistemlerden kaynaklanan enfeksiyon hastalıklarının (mikrobik hastalıklar) bulgusu olarak da ortaya çıka­bilir.Diğer gruptaki baş ağrıları ise kronik baş ağrısı denilen uzun süredir var olan baş ağrılarıdır. Baş ağrısının kronik bir hal alması hem kişisel hem de toplumsal bir sorundur. Şiddetli kronik baş ağrıları; ağrıyı çeken kişinin iş hayatını, sosyal yaşantısını önemli ölçüde etkiler, yaşam kalitesini düşürür ve hayattan zevk ala­maz hale getirir. Bu nedenle kronik baş ağrıları bir hastalık belirtisi olmaktan çok hastalığın kendisi olarak ele alınmalı ve tedavi yoluna gidilmelidir. Kronik baş ağrıları içinde en sık görülenleri gerilim tipi baş ağrısı ve migrendir. Bu iki tür baş ağrısı benzerlikler gösterir ve bazen tanı koyarken ayırmak güç olabilir.Tanı için, hastanın ağrısı ile ilgili vereceği bilgiler çok değerlidir. Bu nedenle hastaya sorulacak sorularla şu hususlar ayrıntılı bir şekilde araştırılır:Ağrı ne zaman başladı?Ne kadar sıklıkla geliyor?Ne kadar sürüyor?Ağrının şiddeti ne kadar?Ağrının şekli nasıl? (zonklayıcı? sıkıştırıcı? künt? keskin?),Ağrıyı artıran ve azaltan etkenler nelerdir?Ağrıya eşlik eden diğer belirtiler nelerdir? (bulantı, kusma, görme bozuklukları vs.)Ayrıca hastanın ağrı sırasındaki davranış değişiklikleri, özgeçmişi, soygeçmişi ve ruhsal durumu da sorgulanmalıdır. Tüm bu soruların yanıtları hekimi tanıya götürecek ve buna göre uygun tedavi yapılabilecektir.Baş ağrılı hastayı değerlendirirken ayrıntılı bir sorgulama yapmak gereklidir. Bu sorgulama sırasında aşağıdaki noktalar araştırılmalıdır:1. Kafa içinde ağrıya neden olan yapılar hangileridir?2. Bu yapılardan kaynaklanan ağrılar nerelerde hissedilir?3. Hangi duysal yollar ve üst merkezlere iletilir?4. Tedavide düşünülmesi gereken önlemler nelerdir?Baş ağrısının mekanizmasıBaş ağrısı oldukça karmaşık bir olgudur. Etkenine göre birçok mekanizma baş ağrısından sorumlu tutulmakta, hem merkezi hem de bölgesel sistemler baş ağrısının ortaya çıkmasında rol oynamaktadır. Burada ağrıya duyarlı yapılar üzerine doğrudan bası, bu yapıların gerilmesi veya çekilmesi, bu yapıların kan­lanmasını sağlayan damarlarda genişleme, kas kasılması ve enflamasyon (yangı) nedenler arasında sayılabilir. Ayrıca hormonal sistem tarafından salgılanan hor­monlar ve sinir sisteminin salgıladığı, sinirlerin birbirleri arasında ve sinirlerle kaslar arasında iletişimi sağlayan nörotransmiter denilen kimyasal maddeler baş ağrısında rol oynamaktadır.

DİŞ VE İŞ ETİ HASTALIKLARI

Diş ve Diş Eti Hastalıkları, Diş Etleri HastalığıDiş çürükleri dışında birçok diş ve diş eti sorunu daha vardır. Dişlerdeki Renk DeğişiklikleriSigarada bulunan nikotin dişlerin sarı-kahverengi olmasına yol açar.Canlılığını kaybeden ölü dişler gri renk alırlar.Hatalı ve yanlış kullanılan ilaçlar dişlerin sararmasına neden olabilir.Çocuklarda ateşli hastalıklar diş beneklenmeleri oluşturabilirler.Su florürünün yüksek olması dişlerde sarı benekler yapabilir.Diş DüzensizlikleriAlt ve üst çene kapandığı zaman birbirine olan uygunluğu bozuk ise, erken dönemde tedavisi gerekmektedir.Düzensiz diş sıralanması da ağız kapanmasını, çiğneme fonksiyonunu ve diş eti sağlığını boz­maktadır. Süt dişlerinin erken kaybedilmesi, dişlerin değişme döneminde dil ile diş bölgesine yapılan basınç, geceleri diş gıcırdatma, hatalı çıkan dişin erkenden önleminin alınmaması, küçük çocukların uzun süre emzik kullanması, parmak emme, damak bozukluklarını ve dişlerin hatalı sıralanmalarını etkilemektedir.Diş Eti HastalıklarıDiş eti hastalıklarına genellikle piyore denilmektedir. En erken belirtisi gingivit denilen diş eti ilti­habıdır. Diş ve diş etini güçlendiren katı yiyeceklerin yenmemesi, ağız temizliğine dikkat edilmemesi, dişte biriken diş taşları, kürdan ve iğne kullanımı, C vitamini eksiklikleri nedenler arasında sayıl­maktadır. Bu durumlarda diş eti kolay kanar ve iltihaplar oluşturarak çene kemiğine kadar yayı­labilir.Diş Bakımı ve Diş Eti BakımıÇocuklarda ve Yetişkinlerde Dişlerin düzenli ve uygun bir biçimde fırçalanması diş sağlığını etkiler. Diş fırçalama eğitimi üç yaşında verilmeye başlanmalıdır. Dişler yılda en az iki kez muayene ettirilmelidir.Diş Fırçalamanın YararlarıDiş yüzeyi ve diş aralarındaki yemek artıkları temizlenir.Diş etlerine masaj yapılmış olur.Mikroorganizmalar dişlerden uzaklaştırılır.Ağız temizliği sağlanır.Diş Fırçalamada Dikkat Edilecek NoktalarDiş Nasıl Fırçalanır, Dişler Nasıl fırçalanmalıdır?Diş fırçalarken diş macunu kullanılması temizliği arttırır.Herkesin kendine özel bir diş fırçası olmalıdır.Ağız içinde kolay hareket edebilen küçük fırçalar tercih edilmelidir.Fırça kılları 6-8 demet halinde yerleştirilmiş olmalıdır.Fırça kılları çok sert olmamalıdır.Kılların bulunduğu kısmın uzunluğu 2,5 cm. olmalıdır.Kılları yıpranmış ve dökülmüş fırça kullanılmamalıdır.Dişlerin tüm yüzeyleri en az 3 dakika fırçalanmalıdır.Önce dişlerin karşılıklı gelen yüzleri ilk kez, üst, sonra alt dişler olmak üzereÖnden arkaya doğru fırçalanmalıdır. Dişlerin dış yüzeyleri ise, üstte yukardan aşağıya, altta aşağıdan yukarıya doğru dairesel hareketlerle fırçalanmalıdır.Fırçalanmadığı durumlarda su ile bolca ağız içi çalkalanmalıdır.Artıklar, sivri uçlu maddelerle çıkarılmamalı, gerekiyorsa diş ipliği kullanılmalıdır.